Önce kendi değerlerimizi ölümsüzleştirelim

Ülkedeki yabancı hayranlığının bir küçük ölçeğini bu şehirde yaşarız bir yıllardır. Çünkü acayip derecede yabancı hayranıyızdır Karabüklüler olarak. Bir yabancı görmeyelim maazallah, başımıza taç ederiz resmen! Bizim; devletin üst düzey bürokratları olarak ilimizde görev yapıp, bu ülkenin her türlü imkânlarından yararlanmasına rağmen, sanki yaptıklarını ceplerinden yapmışlar gibi ölümsüzleştirdiklerimiz vardır. Dedik ya, bayılırız böyle insanlara. Bu […]

Önce kendi değerlerimizi ölümsüzleştirelim
Yazı fontunu küçültür Yazı fontunu büyütür

Bu haber 20 Mayıs 2019 - 5:43 'de eklendi ve 416 kez görüntülendi.


Ülkedeki yabancı hayranlığının bir küçük ölçeğini bu şehirde yaşarız bir yıllardır. Çünkü acayip derecede yabancı hayranıyızdır Karabüklüler olarak. Bir yabancı görmeyelim maazallah, başımıza taç ederiz resmen!

Bizim; devletin üst düzey bürokratları olarak ilimizde görev yapıp, bu ülkenin her türlü imkânlarından yararlanmasına rağmen, sanki yaptıklarını ceplerinden yapmışlar gibi ölümsüzleştirdiklerimiz vardır. Dedik ya, bayılırız böyle insanlara.

Bu şehrin bağrından çıkıp vali olmuş Hasan İpek’leri, Yücel Yavuz’ları aklımıza bile getirmeyiz, gençlik merkezlerine, yıllardır başka bir isimlerle eğitim-öğretim hayatını sürdüren okullara onların meslektaşlarının isimlerini veririz.

Bunlarla kalmaz bizim yabancı hayranlığımız. Profesörün biri heyelan bölgesine 25 milyona stadyum yapar, devlet onun kazığını çıkartmak için 35 milyona fore kazık çakar, ama stadyumun tabelasında onun ismi yazar!

Safranbolu’daki okullarımızın tabelalarında;  Prof. Dr. Sabri Ülgener ve Prof. Dr. Cemil Meriç gibi isimler yazar mesela. Sanki bu insanların memleketlerinde hiç okul yokmuş gibi, bu şehir hiç insan yetiştirmemiş gibi onların isimleri bu şehirdeki eğitim kurumlarına verilir. Peki, neden bu isimler okullara verilmiştir, bu şehir ile ilgileri nedir hiç düşündünüz mü? İsterseniz biz söyleyelim; bu şehirde vali olarak görev yapan zat-ı muhteremin biri, daha önce görev yapan bazı meslektaşları gibi kurumlara kendi ismini verdirmemiş, kitaplarını dağıttığı akademisyenlerin ismini verdirmiş. Evet, bu şehirde onların isimleri tabelalarda, Nezihe Aycan’ların, Kemalettin Uçanok’ların, Canan Toker’lerinkiler isimleri ise gönüllerde yaşar.

Aynı durum KYK yurtlarında da mevcuttur Karabük’te.

Merak ettik ve araştırdık kimdir bu isimler diye.

Mesela Hubbi Hatun…

Türkiye Diyanet Vakfı’nın İslam Ansiklopedisinde kendisiyle ilgili şu bilgiler var; “Asıl adı Ayşe’dir. Şiirlerinde “çok sevilen, çok beğenilen, güzel” anlamındaki Arapça hubbâ kelimesinden gelen Hubbî mahlasını kullandığı için genellikle Hubbî Hatun diye anılır. Kâtib Çelebi onun Amasyalı olduğunu söyler. Bu bilgi bazı son devir kaynaklarında da tekrar edilmiştir. Beşiktaşlı Şeyh Yahyâ Efendi’nin torunu olan Hubbî, şehzadeliğinde II. Selim’e hocalık yapan Tabakāt-ı Hanefiyye müellifi Akşemseddinzâde Şemseddin Çelebi ile evlenmiş, bu evlilikten iki oğlu ve bir kızı olmuştur. Kocasının ölümünden sonra şehzadeyle irtibatını devam ettirmiş, bir rivayete göre hareminde bulunmuş, padişahlığı döneminde de nedimesi olduğu gibi saraydaki nüfuzlu kişilerden biri haline gelmiştir. Devrin ulemâsından Vüsûlî Mehmed Efendi’nin, Hubbî’nin kızıyla evlendikten sonra İstanbul kadılığına kadar yükseldiği için “Hubbî Mollası” adıyla anılması Hubbî’nin nüfuzunu gösteren önemli bir delil olarak zikredilir. Padişaha yakınlığı yanında güzelliğiyle de dikkati çeken Hubbî hakkında çeşitli dedikodular çıkmıştır”

Ne yazık ki, Hubbi Hatun’un ismi bu şehirde kız yurdunun tabelasında yazar, Hikmet Şeyhoğlu ve Fatma Şakir Memik (Cumhuriyetin ilk kadın milletvekillerinden) gibilerinkiler ise mezar taşında!

Bunları neden yazıyorsun, nereden icap etti diye düşünebilirsiniz.

Bu ülkede; Londra Olimpiyatlarında altın madalya alan, ancak dopingli çıktığı için madalyası geri alınıp, ömür boyu men cezası verilen Aslı çakır Alptekin’in ismi İstanbul’da spor salonuna verildi.

Karslı bir gurbetçi ailenin çocuğu olan, 2012’de Olimpiyat Şampiyonu olduktan sonra ortalıkta gözükmeyen Servet Tazegül’ün ismi Mersin’de bir salonda yaşıyor.

Tüm bunlara karşın;

Genç Milli Takımla Avrupa 3’üncülüğü,

A Milli Takım ile Avrupa Şampiyonluğu, 2 defa Avrupa 2’inciliği ve Dünya 3’üncülüğü,

Fenerbahçe ile Türkiye ve Euro Lig Şampiyonluğu

kazanan, Karabük’ün çocuğu, bu şehrin gururu CAN AKSU’nun ismi bu şehirde hiçbir yerde yok.

Yine; 3 Dünya 3’üncülüğü, 2 Avrupa Şampiyonluğu olan demir yumruk kızımız Elif Güneri’nin ismi de bu şehirde hiçbir tabelada yazmıyor.

Bırakalım bu yabacı hayranlığını artık. Önce kendi değerlerimize sahip çıkıp, onları ölümsüzleştirelim. Ne demiş atalarımız; “Marifet iltifata tabidir…” Onları taltif edelim ki, gençlerimiz de kendilerini örnek alsınlar, Can Ağabeylerinin, Elif Ablalarının izinde yürüsünler.

Şampiyon Hocamızın ismi Soğuksu Kapalı Spor Salonuna,

Avrupa Şampiyonu Elif’imizin ismi de Öğlebeli Gençlik Merkezine yakışmaz mı sizce de, ne dersiniz?

 

YORUMLAR






    0 YORUM