Maalesef bu memleket her alanda sahipsiz!

Bir kurum düşünün. O kurumda çalışan 2 personel bir şirket kursun. Bu zat-ı muhteremler daha sonra bilgisayarın başına otursun; devletin imkanlarından yararlanan bazı hastaları arasın ve; “Sizin aldığınız malzemeleri ve cihazları size bir verelim” desin..! Arkadaşlar çarkı kursun, kartvizitleri bastırsın, siz yakınlarınıza tıbbi malzeme almak için kuruma gidin, oradakilerde bastırdıkları kartvizitleri size verip; “Gidin bu […]

Maalesef bu memleket her alanda sahipsiz!
Yazı fontunu küçültür Yazı fontunu büyütür

Bu haber 03 Ocak 2020 - 2:45 'de eklendi ve 445 Kez Okundu


Bir kurum düşünün. O kurumda çalışan 2 personel bir şirket kursun. Bu zat-ı muhteremler daha sonra bilgisayarın başına otursun; devletin imkanlarından yararlanan bazı hastaları arasın ve; “Sizin aldığınız malzemeleri ve cihazları size bir verelim” desin..!

Arkadaşlar çarkı kursun, kartvizitleri bastırsın, siz yakınlarınıza tıbbi malzeme almak için kuruma gidin, oradakilerde bastırdıkları kartvizitleri size verip; “Gidin bu malzemeleri buradan alın..” diyerek kendi şirketlerine göndersin…!

Bu memlekette bu sektörde onurluca işlerini yapmaya çalışan firmalarda rahatsızlıklarını kurum amirine iletince; “Evet, bende duydum ve kendilerini uyardım” yanıtını alsın.

Bu kadar mı, tabi ki hayır..

Şehir dışından bir firma gelsin, bu şehirde üretime başlasın, Karabük’ün ve ülkenin üretimine katkı yapsın, 100’ün üzerinde insanı istihdam etsin, bir gün üç-beş şahıs gelsin, adeta bir terör operasyonu gibi; “Herkes eller olduğu yerde kalsın, eller yukarı..” desin. Saatlerce arasınlar, tarasınlar, bir tane bile kanuna aykırı çalışan birini bulamasınlar ve hiçbir şey olmamış gibi çıkıp gitsinler..!

Sonra bu olay basına yansısın, o meslek büyüğümüz konuyu dönemin siyasetçilerine aktarsın ve emrivaki ile bunu yapanların başı o firmadan özür dilesin.

Sonrada çıksınlar bugün; şehit yakınlarımızın ve gazilerimizin kurumun topladığı paralarla maaş aldığını ajitasyonunu filan yapmaya kalksınlar!

Komik olan bir diğer nokta da şu; “Haciz yapmadık, yalnızca tebligat yaptık..!”

Ama inanın derdimiz sizinle değil. Çünkü siz, zurnanın zırt dediği nokta bile değilsiniz!

Bu şehrin Valisi; Foto Safiri ile Keltepe Kayak Merkezi ile aylarını geçirip, devletin resmi açılış törenlerinde Belediye Başkan Adaylarına konuşma yaptırırsa,

Bu şehrin vekilleri; düğünlerden derneklerden foto paylaşıp, bir sanayici yatırım için yer istediğinde kendisine; “ Kamulaştırma ödeneğimiz olmadığı için yer satın alamıyoruz ve bu nedenle size de yer veremiyoruz” cevabı verilirse,

Ankara’dan, Adıyaman’dan, Malatya’dan ayda bir gelip, birkaç saat toplantı yaparak her ay 100’bini cebe indirenleri bu şehir, iktidarı ve muhalefetiyle trene bakar gibi seyrederse bu yapılanlar az bile kalır.

Biz bu şehirde; KARDEMİR Yönetim Kurulu Toplantı Salonuna tüm yönetimi toplayıp; “Burayı boş bırakamazsınız, şimdi ben gerekli bilgileri Ankara’ya iletiyorum diyen Nafiz Kayalı gibi valiler gördük.

Yine biz; sendikal mücadelede Türk Metal Sendikası üyesi olduğu için işten atılanlara süt ve kumanya yardımı yaptığı için İçişleri Bakanına şikayet edilen İzzettin Küçük’ün; “Ben savaşta düşmanın çocuğuna süt veren bir ecdadın torunuyum, bırakın Türk Metalciyi, Yunan çocuğu da olsa aynısını yapardım” cevabına şahit olduk.

Biz çeyrek asırlık meslek hayatımızda; muhalefette olmasına rağmen bu şehir için bir şeyler yapmaya çalışarak, TBMM’de oturma eylemi yapan Mustafa Eren’i gördük.

KARDEMİR için kapıları aşındıran Erol Karan’ın, Pehlivan Baylan’ın mücadelelerine bizzat şahit olduk.

Peki, bugün neler oluyor, neler yaşanıyor?

Kendilerini bu şehrin insanı, bu davanın bürokratı ilan edenler, bu şehrin kulüp yöneticisine, bu şehrin işadamına yapabildiği kadar zulüm uyguluyor.

Neden mi?

Çünkü bu memleket her anlamda sahipsiz…!

İsterseniz kendi mesleğimizden bir örnek verelim; Bundan yaklaşık 1 yıl önce KARDEMİR’den bir mail geliyor. “Bu reklamı 3 ay boyunca yayınlayın ve 1500+KDV fatura keserek tarafımız gönderin deniliyor. Buraya kadar normal, peki bundan sonrası; “Şirketimiz uygun bulursa anlaşmamız devam edecek…”

Yani diyorlar ki; “Siz bu 3 ay içinde bizim istediğimiz şekilde haberler yapıp, yazılar yazarsanız reklamınızı yenileriz..” Aslında bunun Türkçesi şu; “Biz yanlış yapsak da ağzınızı açmayacaksınız, paranızı almaya devam edeceksiniz..”

Peki biz ne yapıyoruz? İlk yanlışlarında resti çekiyor, şehrin menfaatlerini savunuyoruz.! Ve de ekliyoruz; “Bizi reklam listenizden çıkartın…!” Gariplerim de bir şok tabi. Çünkü bizi de aynı görüyorlar..!

89 Grevinde babamın yanında Anıt’ta yürüyen bir çocuk, 8 Kasım’da Hürriyet Caddesi’nde en ön saflarda yer alan bir genç olan beni; ayda 1 toplantıya gelip 100 bin lirayı cebe indiren biri, 500 LİRAYA BENİ SATIN ALAMAZ, YA DA TERBİYE ETMEYE KALKAMAZ. KIZIMI, OĞLUMU, YEĞENİMİ, DAMADIMI, GELİNİMİ İŞE ALIP SUSTURAMAZ. Şayet birileri gerçekten gururlu ve onurlu insansa; bunu içki masalarındaki edebiyatlarında değil, hayatlarındaki uygulamalarıyla bize ispat edecek.

Velhasıl-ı Kelam;

Koltuklarda birilerinin olması, o memleketin sahibi olduğu anlamına gelmez. Sonuçta Vahdettin’de padişah koltuğunda oturuyordu ama memleketin yarısından fazlası işgal edilmişti. Şayet bu memleketin insanları şehrine sahip çıksaydı; dün o cenazenin ön safı o şekilde oluşmazdı, Şayet bu memleketin sahibi olsaydı; birileri bugün istifa edip giderdi. Çünkü dünkü cenaze; ölmüş Karabükspor’un fiziken cesede dönüşmüş hali idi::!

YORUMLAR






    0 YORUM