Fikrimiz ne olursa olsun, partimiz KARABÜK olsun

3 Nisan 1937’de Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün talimatlarıyla temellerini attı atalarımız bu şehrin. Edirne’den Kars’a, Sinop’tan Hatay’a, güzel ülkemin dört bir yanından koşup geldiler, kazma kürekle açtıkları tünellerden, döşedikleri demir ağlardan Zonguldak’ın Karaelmasını, Sivas’ın cevherini Karabük’e taşıdılar, önce şehrimizi sonra da cumhuriyetimizi inşa ettiler. 1990’lara kadar son derece parlak yıllar yaşadık. Bir ilçe olmamıza […]

Fikrimiz ne olursa olsun, partimiz KARABÜK olsun
Yazı fontunu küçültür Yazı fontunu büyütür

Bu haber 24 Kasım 2018 - 3:20 'de eklendi ve 286 Kez Okundu


3 Nisan 1937’de Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün talimatlarıyla temellerini attı atalarımız bu şehrin. Edirne’den Kars’a, Sinop’tan Hatay’a, güzel ülkemin dört bir yanından koşup geldiler, kazma kürekle açtıkları tünellerden, döşedikleri demir ağlardan Zonguldak’ın Karaelmasını, Sivas’ın cevherini Karabük’e taşıdılar, önce şehrimizi sonra da cumhuriyetimizi inşa ettiler.

1990’lara kadar son derece parlak yıllar yaşadık. Bir ilçe olmamıza rağmen, eğitimden spora, sanayiden ticarete tüm Türkiye’nin gıbta ile baktığı bir şehir olduk. Siyasetçiler, bilim insanları, Türkiye çapında işadamları yetiştirdik.   

1994 yılına geldiğimizde ise tüm şehir Ankara’ya meydan okuduk. Hükümetleri salladık; işçi, memur, emekli, genç, yaşlı, kadın, erkek omuz omuza verdik, ne istediysek söke söke aldık.

Ne olduysa ondan sonra oldu. Bir zamanlar Türkiye’ye cemiyet adamı ihraç eden Karabük’ün üzerine ölü toprağı serpildi. Önümüze ne konulursa onu yemeye başladık. Hatta “Kendimi yaksam da KARDEMİR kapatılmaktan kurtarılamaz” diyen adamın liste başı olduğu partiyi 1. Parti yaptık, onun altındakini de bulunmaz Hint Kumaşı gibi 23 yıl sonra meclise gönderdik.

Ne acıdır ki bugün onları bile arıyoruz! Çünkü onlar, en azından bu memleketin çocukları idi…

Bizim gücümüz bizim çocuklarımıza yetiyor maalesef.

Bu ülkede en uzun süre Orman Genel Müdürlüğü yapan evladımızı yerden yere vurduk,

Cumhurbaşkanı Vekilliği yapan büyüğümüze ağzımıza geleni saydık. Birileri, bu memleketten kazandıklarını İstanbul’a, İzmir’e, Kocaeli’ne, Tekirdağ’a taşırken, bu şehirden kazandıklarını bu şehre yatıran, kimsenin sahip çıkmadığı dönemde bu şehrin kalbi şirkete sahip çıkan, insanımıza iş ve aş sağlayanları “hırsız” ilan ettik.

Bu şehrin çocuklarına bunları yaparken, “Bu memlekete ne faydaları olmuş” dediğimiz Mehmet Ali Şahin’in, Mehmet Ceylan’ın aktardığı ödeneklerle, “KARDEMİR’i soyuyorlar” diye itham ettiğimiz, merhum Mutullah Yolbulan ve merhum Gökşen Yücel’lerin ve şirketin yeni Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Kamil Güleç Beylerin, gerek KARDEMİR, gerekse de kendi şirketleri aracılığıyla sağladığı imkânlarla üniversitemiz büyürken rektörlüğünü yapan adamı da başımıza taç ettik.

O rektör olurken, ne iktidardan, ne de muhalefetten hiç kimse de çıkıp şu soruyu sormadı; “Bu şehrin üniversitesine rektörlük yapacak Karabüklü hiç mi akademisyen yok?”

Bunu neden söylüyoruz?

Çünkü köklü şehirler, oturmuş kentler ve onların siyasetçileri bunu yapar. Mesela, bundan bir yıl önce Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Rektörü ÖYSM Başkanı oldu, yerine Hacettepe Üniversitesi’nden Zonguldak doğumlu bir hocamız atandı. Daha dün Cumhurbaşkanımız, Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Rektörlüğüne, Karabük Üniversitesinin Tokatlı Rektör Yardımcısını atadı.

Peki, biz ne yaptık?

Bırakın bu soruyu sormayı, ithal bir adamı resmen kahraman yaptık. Hatta kendisini rektör yapmakla da yetinmedik. Başta, siyaset bilimci, spor yöneticisi, Milliyetçilik deyince mangalda kül bırakmayan bazı arkadaşlar olmak üzere, üniversitenin değişik imkânlarından nemalanan bir grup kendisini yağladı, yıkadı, bu şehre adeta bir kahraman olarak sundu, parti parti gezip pazarlamasını yaptı. Ne acıdır ki, kendisinden sonra koltuğuna talip olan bazı bilim insanları da, manda ve himayecilerin bu oyunlarına alet oldu.

Ak Parti 7 Haziran’da dik bir duruş sergiledi. Lakin seçim 1-1 bitince, 1 Kasım’da; “Önce partim” felsefesi ön plana çıktı ve DAVANIN ÇOCUKLARI HARCANIP, POPÜLİZMİN SON MAMÜLÜ vitrine konuldu.

Çünkü projeleri vardı beyefendinin!

Fötrlü amcalarıyla uçuyorlardı uçmasına da, lakin iniş için bir piste ihtiyaçları vardı. 750 metrelik Uçuş Eğitim Pistini Karabük’e havaalanı diye yutturdular. Büyük ihtimal seçmen bu sefer yemeyecek, acil iniş isteklerine olumlu yanıt vermeyecek ve 31 Mart akşamı amca-yeğen üniversitenin tepesindeki toprak piste çakılacak!

Ayrıca birde, şehir merkezinden üniversiteye Raylı Sistemler Projemiz vardı. Refik Hoca bekledi bekledi, baktı ses seda yok, yalancı çıkmasın diye bizim proje adamının memleketi Konya’dan 1963 model çıkma tramvayı getirdi!

Bu kadarda acımasız olmayalım, başardıkları da var tabi yüce meclisimizin çatısı altında!

Mesela, Üretim Teşvik Yasası görüşülürken komisyona; “Akademisyenken milletvekili olanlar, vekillikleri bitince üniversitelerine geri dönerler ve milletvekili emekli maaşının yanında akademisyen maaşı da alırlar” şeklinde bir önerge verdi. İlgili bakan ve YÖK Başkanı tersleyince de tüccar Kayserili ile el ele verip, maddeyi genel kuruldan geçirdi. Çünkü o hiçbir zaman, ne tek maaş ile ne de tek makam aracı ile yetinmeyi bildi!

Düşünsenize, 10 yıldır maaş almayan bir başkanın karşısına, ikinci maaşı almak için önerge veren, yarım milletvekili maaşının, yani 10 bin 323 liranın yanına, birde akademisyenlik maaşı ekletmek için kendini paralayan bir aday. Neredeyse seçmeninin yarısının; emekli, dul, yetim ve eşlerinin olduğu bir şehirde fazla söze gerek var mı?

Farkındayım, bir hayli uzattım. Ama lütfen bu seçimde bir mesaj verelim, Karabük olarak bu gidişe bir dur diyelim. Kimsenin; bu şehrin gariban insanlarının, vergisini, sigortasını, elektriğini, suyunu, doğalgazını ödeyen, kanunlara uyan vatansever fertlerinin sırtına basıp bir yerlere ulaşmasına izin vermeyelim, DAVA martavallarına filanda inanmayalım!

Biri bana anlatsın, nasıl bir dava bu?

Bu partinin öz evlatları dururken, kapı kapı gezip, siyaseten bir baltaya sap olamayanlar vekil yapılacak,

Aday listesine konulmadan 3 gün önce, otel lobilerinde başka partilerle pazarlık yapanlar, önce vekil yapılıp, sonra belediye başkan adayı ilan edilecek, (Yer; Bağlar Saray Otel, Menajerler; Bir avukat ve ünlü bir Türk Büyüğü, muhatap ise bugünkü rakip)

Bu partinin 8.5 yıl il başkanlığını yapan, bahsedilen dava uğruna; vaktini, nakdini kaybeden il başkanına, il başkanı olmadan önce banka kredisi nedir bilmeyen partinin bir diğer evladına, Belediye Başkan Yardımcılığı, Ticaret ve Sanayi Odası Başkanlığı, Milletvekili Adaylığı yapan, bu makamların ne maaşına, ne de itibarına ihtiyacı olmayan bir başka mensubuna, yine bu partinin İl Genel Meclisi Başkanlığını yapan bir diğer neferine de “Davamız bunu gerektiriyor” denilecek öyle mi?

Gelin bu seçimde bir şey yapalım;

Merkez, Safranbolu, Yenice, Eskipazar, Eflani ve Ovacık demeyelim. Ak Parti, CHP, MHP ve diğer ayrımı yapmayalım. Hep beraber el ele, omuz omuza verelim, Ankara’ya bir mesaj gönderelim. Bizimle beraber bu şehrin caddelerini arşınlayanları, kazanımlarını bu kente harcayanları, bizimle ağlayıp bizimle gülenleri destekleyelim. Bunu başaralım ki, üzerimizdeki keneler temizlensin!

Ne diyor Akif;

“Sahipsiz vatanın batması haktır, sen sahip çıkarsan bu vatan batmayacaktır”

 Bu seçimde partimiz, KARABÜK PARTİSİ olsun.

Şanlıurfa bunu 2009’da yaptı ve Ankara’ya net bir mesaj verdi.

“Ceketimizi koysak seçtiririz, trenden inen bir daha binemez” diyenler ceketi seçtiremediler ve “Bir daha trene binemez” dediklerini önce vekil, sonra bakan yaptılar. Bunu tüm Urfa başardı.

Peki, geçmişte bu ülkenin hükümetlerini dize getiren Karabük, aynı başarıyı neden 31 Mart’ta tekrarlamasın?

İnanıyorum ki Karabük bunu başaracak. Sırf çıkarları uğruna dün; Karabük’ü Malatyalılara satıp, bugün ise yine aynı felsefe doğrultusunda, ilk kez ikinci kere aynı gaflet, delalet ve hatta ihanet içerisinde olanlar, 31 Mart akşamı siyasi Niyazi olacaklar..!

YORUMLAR






    0 YORUM