BU KAFAYLA ZOR BE..!

Bana diyorlar ki; “ Sevgilimle Kıbrıs’a gittim” diye yazı yazılır mı? Ne yapayım, münafık mı olayım? Allah’ın bildiğini kuldan mı saklayayım? Gizli gizli her haltı işleyen, ardından da bir takım yerlerde karşılaştıkları bürokratları deşifre eden, bazı sözde siyaset ve cemiyet adamları gibi, bende orada burada karşılaştıklarımı mı yazayım? Bunları neden yazıyorum biliyor musunuz? İşimiz gücümüz […]

BU KAFAYLA ZOR BE..!
Yazı fontunu küçültür Yazı fontunu büyütür

Bu haber 16 Temmuz 2018 - 23:34 'de eklendi ve 325 Kez Okundu


Bana diyorlar ki; “ Sevgilimle Kıbrıs’a gittim” diye yazı yazılır mı?

Ne yapayım, münafık mı olayım?

Allah’ın bildiğini kuldan mı saklayayım?

Gizli gizli her haltı işleyen, ardından da bir takım yerlerde karşılaştıkları bürokratları deşifre eden, bazı sözde siyaset ve cemiyet adamları gibi, bende orada burada karşılaştıklarımı mı yazayım? Bunları neden yazıyorum biliyor musunuz?

İşimiz gücümüz dedikodu ve çekememezlik çünkü!

Adamın biri Ovacık’tan çıktı, Başbakan Yardımcısı, Adalet Bakanı, Meclis Başkanı, partisinin ikinci adamı oldu, “Bu ne işe yarar” dedik

Sonra adamın biri Keltepe’den çıktı, birçok bakanlıktan daha çok imkân ve yetkiye sahip Orman Genel Müdürlüğü’nde bir tarih yazdı, ülkenin en uzun süre genel müdürlüğünü yapan isim olarak tarihe geçti; “Bundan Orman Genel Müdürü mü olur?” dedik. Hâlbuki ki kimseye zararı yoktu. Ankara bürokrasisindeki en fakir illerden biri olan Karabük için böylesine bir görev hayal ötesiydi.

İşin garip tarafı, kendi çocuklarımızı tü-kaka ilan ederken, Konya’dan adamı getirip başımıza taç ettik, “Proje adamı” diye zorla meclise gönderdik iyi mi!

Peki, iş hayatında farklı mı davrandık?

Tabi ki hayır.

KARDEMİR özelleşirken televizyonlarda, gazetelerde boy boy demeçler verdik; ”Buranın geleceği yok, sakın hisse alıp paranızı batırmayın” şeklinde kamuoyuna çağrılar yaptık, şirket uçmaya başlayınca da, bırakın elini, kafasını taşın altına koyanları hırsız ilan edip, emzikli bebekler gibi ‘Bize yedirmiyorlar’ diye ağlamaya başladık.

Peki, aynı şahısların bugünkü tabloda ağlamaması ilginç değil mi sizce! Mevcut yapıda, geçmişten farklı ne var, biri bize izah edebilir mi?

Aynı duruma bir başka örnek;

Adam şantiye şefi olarak gelmiş, doğru ve düzgün bir şekilde işini yapmış, Allah’ta; “Yürü ya kulum” demiş ve bugün son derece iyi bir noktaya gelmiş.

Olamaz!

Gelmemeli!

Şayet bu noktalara geldiyse kesin bu işin içinde bir iş var!

Ya iyide, sen Karabük firması olarak bu işleri beceremiyorsan, ya da devlet ihalelerini alan firmaların yarısından fazlası aldıkları işleri yarım bırakıp kaçıyorsa, devletin yetkilileri de pisliği bu adamlara temizletiyorsa, bu adamlarda aldıkları işleri hiç problemsiz teslim ediyorsa problem nerede?

Sen Karabük firması olarak yaptığın işlerin malzemelerini şehir dışından getireceksin, bu adamlar şehir dışında yaptıkları işlerin malzemelerini Karabük’ten taşıyacak, o hain ve anti Karabüklü, sende Karabük sevdalısı olacaksın öyle mi? Geçiniz efendim bunları.

Artık insanlara belaltı vurmaktan vazgeçelim.

Hırsız, yabancı, FETÖ’cü gibi damgaları vurmayı bırakıp, siyasetten bürokrasiye, iş dünyasından birçok alana kadar, bu memleketin değerlerine sahip çıkalım. Bu insanları iftiralarla, karalama kampanyalarıyla yok etmek yerine, bilgi, beceri ve başarılarımızla geride bırakmayı tercih edelim.

Söyler misiniz bana, ilk 500 içerisinde kaç firmamız var?

Alanlarında Türkiye çapında adından söz ettiren kaç şirkete sahibiz?

Ankara’da, bırakın genel müdürü, müsteşarı, kaç daire başkanımız var?

Yeni Türkiye’de, bir kuruma girdiği zaman kapıların ardına kadar açılacağı bir siyasetçimiz var mı artık?

YORUMLAR






    0 YORUM